<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Sarköy Meslek Yüksek Okulu Sarap üretim Teknolojisi ve Bagcilik Bölümü Resmi Forumu - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Sarköy Meslek Yüksek Okulu Sarap üretim Teknolojisi ve Bagcilik Bölümü Resmi Forumu - http://www.sarkoymyosarap.com/forum]]></description>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 08:24:32 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[pH ve asit]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=72</link>
			<pubDate>Sun, 12 Oct 2008 12:03:02 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=72</guid>
			<description><![CDATA[amatörüm ama sizin için bir uzmanlık sorusu buldum:<br />
bu sene yaptığım bir kaç çeşit şarabın (Eylül sonunda bağdan, olgunlaşmış olarak aldım, bome 13-14 idi) hepsinde de pH değeri ikinin altında, garip geldiği için tekrar tekrar ve aleti diğer sıvılarla kontrol ederek ölçtüm, sonuç aynı. Tabi hemen asit ölçümü de yaptım, asit normal, 5.5 civarında. Bunun bir açıklaması var mı? pH değerinin bu kadar düşük olmasının anlamı ne?<br />
kolaylıklar dilerim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[amatörüm ama sizin için bir uzmanlık sorusu buldum:<br />
bu sene yaptığım bir kaç çeşit şarabın (Eylül sonunda bağdan, olgunlaşmış olarak aldım, bome 13-14 idi) hepsinde de pH değeri ikinin altında, garip geldiği için tekrar tekrar ve aleti diğer sıvılarla kontrol ederek ölçtüm, sonuç aynı. Tabi hemen asit ölçümü de yaptım, asit normal, 5.5 civarında. Bunun bir açıklaması var mı? pH değerinin bu kadar düşük olmasının anlamı ne?<br />
kolaylıklar dilerim]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[konser!!!]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=71</link>
			<pubDate>Wed, 01 Oct 2008 01:19:15 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=71</guid>
			<description><![CDATA[6 ARALIK 2008  <br />
   İSVEÇ VİKİNG METAL GRUBU AMONNNNNN AMARTHHHHH İstanbul Parkorman da sizlerle.<br />
<br />
bilet fiyatları.<br />
-sahne önü=56 yetale<br />
-normal giriş 34 yetale<br />
 <br />
          biletler biletx ve Şarap 2. sınıf toprak da =)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[6 ARALIK 2008  <br />
   İSVEÇ VİKİNG METAL GRUBU AMONNNNNN AMARTHHHHH İstanbul Parkorman da sizlerle.<br />
<br />
bilet fiyatları.<br />
-sahne önü=56 yetale<br />
-normal giriş 34 yetale<br />
 <br />
          biletler biletx ve Şarap 2. sınıf toprak da =)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şeker Byramı]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=70</link>
			<pubDate>Tue, 30 Sep 2008 10:18:13 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=70</guid>
			<description><![CDATA[Herkesin Bayramını En içten Dileklerimizle Kutluyoruz..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Herkesin Bayramını En içten Dileklerimizle Kutluyoruz..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yardım Kampanyası]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=69</link>
			<pubDate>Wed, 24 Sep 2008 12:41:20 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=69</guid>
			<description><![CDATA[Arkdaslar facebook hesabıma gelen mesajı aynen aktarıyorum...umarım bir seyler yapabiliriz...<br />
Değerli Grup Üyeleri,<br />
<br />
Öncelikle herkesin günü ve gönlü aydın olsun der;elime yeni ulaşan bir yardım isteğini sizlerle paylaşmak isteriz.<br />
<br />
Mardin' den gelen e-postada okulun ve en önemlisi sevgili miniklerin durumu yer alıyor. Aynı zamanda yardım isteyen öğretmenimizin görev yaptığı okulun iletişim bilgileri ve teleonu mevcut.<br />
<br />
Grup üyeolarak bu yardım isteğine yanıt vererek sevgili miniklere güze bir bayram hediyesi verelim mi, ne dersiniz ? Böylelikle hem bizler hem de sevgili minikler bayramı neşe ve huzurla geçirebilir, yeni eğitim ve öğretim yılında daha hevesli ve daha başarı odaklı olabilirler diye düşünüyoruz.<br />
<br />
Sizlere e-postayı olduğu gibi iletiyor, grubumuza yeni arkadaşlarımızı davet ederek güçlenmeyi yardım bekleyenler adına sizlerden rica ediyoruz.<br />
<br />
Sevgiler<br />
<br />
Aylin & Çağatay Atasağun<br />
<br />
<br />
"Ben Mardin Merkeze bağlı Tilkitepe Köyünde görev yapan bir köy öğretmeniyim. Köyümüz Mardin Merkeze 38 km uzaklıkta, Suriye ile sınır bir köydür.Köyümüz ve köylümüzün maddi durumu çok zayıftır.Okulumuz 1-2-3-4-5. sınıflar tek sınıfta ve tek öğretmen olarak görev yapmaktayım.Toplam öğrencim 26 olup, birçoğunun bırakın kalemi, defteri ayaklarına giyecek ayakkabıları bile bulunmamaktadır.Okulumuzun birçok şeyi hiç yoktur.Bunu karşılayacak her hangi bir bütçesi de bulunmamaktadır.Okulumuz ve çocuklar için sizlerden elinizden gelen yardımlarınızı bekliyoruz.Tek bir kalem yardımı bile bizlerin burada unutulmadığını ve kaderine terk edilmediğini gösterecek ve bizleri mutlu edecektir.Bir öğrencinin de tüm ihtiyaçlarını siz karşılaya bilirsiniz.<br />
<br />
<br />
Okulum ve öğrencilerime yardımlarınızı bekliyorum."<br />
<br />
Çağcıl Yıldırım<br />
<br />
Adres: Tilkitepe İlköğretim Okulu<br />
Tilkitepe Köyü Merkez/Mardin<br />
<br />
Tel:05055165200<br />
E-mail:cagcilyildirim@mynet.com<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkdaslar facebook hesabıma gelen mesajı aynen aktarıyorum...umarım bir seyler yapabiliriz...<br />
Değerli Grup Üyeleri,<br />
<br />
Öncelikle herkesin günü ve gönlü aydın olsun der;elime yeni ulaşan bir yardım isteğini sizlerle paylaşmak isteriz.<br />
<br />
Mardin' den gelen e-postada okulun ve en önemlisi sevgili miniklerin durumu yer alıyor. Aynı zamanda yardım isteyen öğretmenimizin görev yaptığı okulun iletişim bilgileri ve teleonu mevcut.<br />
<br />
Grup üyeolarak bu yardım isteğine yanıt vererek sevgili miniklere güze bir bayram hediyesi verelim mi, ne dersiniz ? Böylelikle hem bizler hem de sevgili minikler bayramı neşe ve huzurla geçirebilir, yeni eğitim ve öğretim yılında daha hevesli ve daha başarı odaklı olabilirler diye düşünüyoruz.<br />
<br />
Sizlere e-postayı olduğu gibi iletiyor, grubumuza yeni arkadaşlarımızı davet ederek güçlenmeyi yardım bekleyenler adına sizlerden rica ediyoruz.<br />
<br />
Sevgiler<br />
<br />
Aylin & Çağatay Atasağun<br />
<br />
<br />
"Ben Mardin Merkeze bağlı Tilkitepe Köyünde görev yapan bir köy öğretmeniyim. Köyümüz Mardin Merkeze 38 km uzaklıkta, Suriye ile sınır bir köydür.Köyümüz ve köylümüzün maddi durumu çok zayıftır.Okulumuz 1-2-3-4-5. sınıflar tek sınıfta ve tek öğretmen olarak görev yapmaktayım.Toplam öğrencim 26 olup, birçoğunun bırakın kalemi, defteri ayaklarına giyecek ayakkabıları bile bulunmamaktadır.Okulumuzun birçok şeyi hiç yoktur.Bunu karşılayacak her hangi bir bütçesi de bulunmamaktadır.Okulumuz ve çocuklar için sizlerden elinizden gelen yardımlarınızı bekliyoruz.Tek bir kalem yardımı bile bizlerin burada unutulmadığını ve kaderine terk edilmediğini gösterecek ve bizleri mutlu edecektir.Bir öğrencinin de tüm ihtiyaçlarını siz karşılaya bilirsiniz.<br />
<br />
<br />
Okulum ve öğrencilerime yardımlarınızı bekliyorum."<br />
<br />
Çağcıl Yıldırım<br />
<br />
Adres: Tilkitepe İlköğretim Okulu<br />
Tilkitepe Köyü Merkez/Mardin<br />
<br />
Tel:05055165200<br />
E-mail:cagcilyildirim@mynet.com<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evanescence-My İmmortal (video klip)]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=68</link>
			<pubDate>Mon, 15 Sep 2008 19:31:28 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=68</guid>
			<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bağcılık Enstitüleri Yok Ediliyor (Tayfun ÖZKAYA)]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=67</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 21:02:18 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=67</guid>
			<description><![CDATA[1980&#8217;lerden bu yana sanki görünmez bir el tarımsal araştırma enstitülerimize büyük hasar veriyor. Ayrılan kaynakların azaltılmasından falan hiç söz etmeyeceğim. O yıllardan bu yana, beş-altı yıldır artık emekli olan araştırmacı kuşağı ile yeni mezun gençler arasında çok az araştırmacı enstitülere atandı. Deneyimli kuşak ile yeni mezunlar arasında büyük bir boşluk bırakıldı<br />
 Emekli olanlar laboratuarlarını, seralarını, bahçelerini, ıslah materyalini bırakacak eleman bulamadılar. Bu ise büyük bir yıkım yarattı. Dahası Tarım Bakanlığı çok önemli araştırma enstitülerini çeşitli gerekçelerle kapattı. Örneğin Antalya biyolojik araştırma enstitüsü veya İstanbul Erenköy Zirai Mücadele Enstitüsü gibi. Bilgi çağı laflarının uğuldadığı bir dönemde Türkiye tarımsal araştırma enstitülerini tavsiye etmeye başladı. Biliyoruz ki IMF ve Dünya Bankası gözünü tarımsal araştırma enstitülerine dikmiştir. Bunların çoğunun kapatılmasını istiyor. Yabancı tarım tekelleri de bunun için ellerini ovuşturuyorlar.<br />
   Bu enstitülerin tarıma büyük katkıları oldu. Başarısızlıklar ve yetersizlikler de şüphesiz yok değildir. Bırakırsanız biz en şiddetli eleştirileri yapabiliriz. Ancak araştırmaların tasfiye edilmesini kabul edemeyiz. Silahlı kuvvetlerimiz yanlışlıkla gemimizi batırdığında kimse silahlı kuvvetler tasfiye edilsin dememişti. Yapılması gereken bu kuruluşların verimli olması için çalışmaktır. Yok etmek değil.<br />
<br />
   Geçen hafta sonu Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsünün kapatılacağı konusunda haberler alınca &#8220;işte gene başlıyorlar&#8221; demiştik. Ancak olayda Tarım Bakanlığının rolünün olmadığını öğrendik. Meğerse Manisa Belediyemiz hepsi 450 dekar olan enstitünün binaların ve tesislerin de olduğu 200 dekarını park yapmak istemiş. Bu işte bir iletişimsizlik var sanırım. Belediyenin bile bile böyle bir iş yapacağını sanmam. Koleksiyon bağı alanında çoğu sadece bu enstitüde bulunan 300 üzüm çeşidi var. Bunların yok edilmesi cinayet olur. Burası bölgesel bir gen merkezidir. Enstitü 1930&#8217;da kurulmuştur. Araştırmaya dönüşmesi 1968&#8217;dedir. Şu anda 19 araştırma çalışması sürmektedir. Enstitüde erkenci ve renkli sofralık yeni üzüm çeşitleri elde edilmeye çalışılmaktadır. Tüplü fidanlar, aşılı fidanlar, amerikan anaçları fide üreticilerine verilmektedir. Kuruluşun geçmişte yeni terbiye sistemleri, kurutma sistemleri, bandırma formülleri konusunda araştırmaları olmuş, bu yenikliklerin çevreye yayılmasında etkili olmuşlardır.<br />
<br />
  Bütün bu çalışmaları yetersiz görebilirsiniz. Sorunun çözümü böyle değildir. Sanırım belediye de yeterince bilgilenmediği için böyle bir girişiminde bulunmuştur. Park yapacak başka yerler bulunabilir. Bu enstitü park yapılırsa düşmanımızın bile yapamayacağı bir şeyi kendi ellerimizle yapmış olacağız. Üreticileri, halkı ve en başta belediyeyi soruna sahip çıkmaya çağırıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1980&#8217;lerden bu yana sanki görünmez bir el tarımsal araştırma enstitülerimize büyük hasar veriyor. Ayrılan kaynakların azaltılmasından falan hiç söz etmeyeceğim. O yıllardan bu yana, beş-altı yıldır artık emekli olan araştırmacı kuşağı ile yeni mezun gençler arasında çok az araştırmacı enstitülere atandı. Deneyimli kuşak ile yeni mezunlar arasında büyük bir boşluk bırakıldı<br />
 Emekli olanlar laboratuarlarını, seralarını, bahçelerini, ıslah materyalini bırakacak eleman bulamadılar. Bu ise büyük bir yıkım yarattı. Dahası Tarım Bakanlığı çok önemli araştırma enstitülerini çeşitli gerekçelerle kapattı. Örneğin Antalya biyolojik araştırma enstitüsü veya İstanbul Erenköy Zirai Mücadele Enstitüsü gibi. Bilgi çağı laflarının uğuldadığı bir dönemde Türkiye tarımsal araştırma enstitülerini tavsiye etmeye başladı. Biliyoruz ki IMF ve Dünya Bankası gözünü tarımsal araştırma enstitülerine dikmiştir. Bunların çoğunun kapatılmasını istiyor. Yabancı tarım tekelleri de bunun için ellerini ovuşturuyorlar.<br />
   Bu enstitülerin tarıma büyük katkıları oldu. Başarısızlıklar ve yetersizlikler de şüphesiz yok değildir. Bırakırsanız biz en şiddetli eleştirileri yapabiliriz. Ancak araştırmaların tasfiye edilmesini kabul edemeyiz. Silahlı kuvvetlerimiz yanlışlıkla gemimizi batırdığında kimse silahlı kuvvetler tasfiye edilsin dememişti. Yapılması gereken bu kuruluşların verimli olması için çalışmaktır. Yok etmek değil.<br />
<br />
   Geçen hafta sonu Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsünün kapatılacağı konusunda haberler alınca &#8220;işte gene başlıyorlar&#8221; demiştik. Ancak olayda Tarım Bakanlığının rolünün olmadığını öğrendik. Meğerse Manisa Belediyemiz hepsi 450 dekar olan enstitünün binaların ve tesislerin de olduğu 200 dekarını park yapmak istemiş. Bu işte bir iletişimsizlik var sanırım. Belediyenin bile bile böyle bir iş yapacağını sanmam. Koleksiyon bağı alanında çoğu sadece bu enstitüde bulunan 300 üzüm çeşidi var. Bunların yok edilmesi cinayet olur. Burası bölgesel bir gen merkezidir. Enstitü 1930&#8217;da kurulmuştur. Araştırmaya dönüşmesi 1968&#8217;dedir. Şu anda 19 araştırma çalışması sürmektedir. Enstitüde erkenci ve renkli sofralık yeni üzüm çeşitleri elde edilmeye çalışılmaktadır. Tüplü fidanlar, aşılı fidanlar, amerikan anaçları fide üreticilerine verilmektedir. Kuruluşun geçmişte yeni terbiye sistemleri, kurutma sistemleri, bandırma formülleri konusunda araştırmaları olmuş, bu yenikliklerin çevreye yayılmasında etkili olmuşlardır.<br />
<br />
  Bütün bu çalışmaları yetersiz görebilirsiniz. Sorunun çözümü böyle değildir. Sanırım belediye de yeterince bilgilenmediği için böyle bir girişiminde bulunmuştur. Park yapacak başka yerler bulunabilir. Bu enstitü park yapılırsa düşmanımızın bile yapamayacağı bir şeyi kendi ellerimizle yapmış olacağız. Üreticileri, halkı ve en başta belediyeyi soruna sahip çıkmaya çağırıyoruz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kısaca Bagcılık]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=66</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 20:59:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=66</guid>
			<description><![CDATA[Bağcılık için yerkürenin en elverişli iklim kuşağı üzerinde bulunan Türkiye, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra son derece eski ve köklü bir bağcılık kültürüne de sahiptir. Anadolu 'da bağcılık kültürünün tarihi oldukça eskidir. Yapılan arkeolojik kazılardan Anadolu 'da bağcılık kültürünün M.Ö. 3500 yılına kadar dayandığı saptanmıştır.<br />
<br />
Ülkemizin değişik yörelerinden arkeolojik kazılardan çıkarılan tarihi eserlerde üzümle ilgili şekil ve kabartmaların yer alması, o yörede bağcılık kültürünün yaygın olduğuna işaret eden en önemli göstergelerdir. Gerçekten ülkemizde her bölgede yapılan kazılarda bağcılıkla ilgili tarih öncesi devirlere ait önemli eserler bulunmuştur.<br />
<br />
Arkeolojik buluntulardan Anadolu 'da Hititler zamanında asma ve şarabın büyük önem taşıdığı, M.Ö. 1800-1550 yıllarında bağcılığın çok gelişmiş olduğu, dini merasimlerde ve sosyal yaşantıda üzüm ve şarabın tanrılara adak olarak sunulduğu kaydedilmektedir. Hititler bağ ve bahçe gibi varlıklarını korumak için bugünkü anlayışa uygun tarım yasalarını da uygulamışlardır. Yozgat Alişar 'da elde edilen kazılardan M.Ö. 1800-1600 yıllarına ait üzüm salkımı şeklinde şarap ve içki kabı bulunmuştur. Bütün bunlara ek olarak Çorum Alacahöyük 'de kral mezarlarından M.Ö. 2300 yıllarına ait altın şarap bardağı ile şarap testisinin bulunması. Ege ve Marmara bölgesinde bağcılığın geliştiği yörelerde (Lapseki, Çanakkale, Bergama, Aliağa ve Dikili, Bozcaada, Çeşme, Karaburun ve Seferihisar 'da ) basılan paralar üzerinde üzüme, şarap kabına ve Amfora yer verilmiş olması bağcılığa ve şaraba verilen önemi göstermektedir.<br />
<br />
Anadolu uygarlıklarının tarihinde bağ ve şarap halkın geçiminde ve ticarette daima önemli bir rol oynamıştır.<br />
<br />
Tarih boyunca Anadolu&#8217;da elde edilen üzümler çoğunlukla kuru ve yaş olarak tüketildi. Bir kısmı da pekmez, bulama, pestil, lokum ve köfter şeklinde değerlendirilirdi.<br />
<br />
kaynak:ansiklopedi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bağcılık için yerkürenin en elverişli iklim kuşağı üzerinde bulunan Türkiye, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra son derece eski ve köklü bir bağcılık kültürüne de sahiptir. Anadolu 'da bağcılık kültürünün tarihi oldukça eskidir. Yapılan arkeolojik kazılardan Anadolu 'da bağcılık kültürünün M.Ö. 3500 yılına kadar dayandığı saptanmıştır.<br />
<br />
Ülkemizin değişik yörelerinden arkeolojik kazılardan çıkarılan tarihi eserlerde üzümle ilgili şekil ve kabartmaların yer alması, o yörede bağcılık kültürünün yaygın olduğuna işaret eden en önemli göstergelerdir. Gerçekten ülkemizde her bölgede yapılan kazılarda bağcılıkla ilgili tarih öncesi devirlere ait önemli eserler bulunmuştur.<br />
<br />
Arkeolojik buluntulardan Anadolu 'da Hititler zamanında asma ve şarabın büyük önem taşıdığı, M.Ö. 1800-1550 yıllarında bağcılığın çok gelişmiş olduğu, dini merasimlerde ve sosyal yaşantıda üzüm ve şarabın tanrılara adak olarak sunulduğu kaydedilmektedir. Hititler bağ ve bahçe gibi varlıklarını korumak için bugünkü anlayışa uygun tarım yasalarını da uygulamışlardır. Yozgat Alişar 'da elde edilen kazılardan M.Ö. 1800-1600 yıllarına ait üzüm salkımı şeklinde şarap ve içki kabı bulunmuştur. Bütün bunlara ek olarak Çorum Alacahöyük 'de kral mezarlarından M.Ö. 2300 yıllarına ait altın şarap bardağı ile şarap testisinin bulunması. Ege ve Marmara bölgesinde bağcılığın geliştiği yörelerde (Lapseki, Çanakkale, Bergama, Aliağa ve Dikili, Bozcaada, Çeşme, Karaburun ve Seferihisar 'da ) basılan paralar üzerinde üzüme, şarap kabına ve Amfora yer verilmiş olması bağcılığa ve şaraba verilen önemi göstermektedir.<br />
<br />
Anadolu uygarlıklarının tarihinde bağ ve şarap halkın geçiminde ve ticarette daima önemli bir rol oynamıştır.<br />
<br />
Tarih boyunca Anadolu&#8217;da elde edilen üzümler çoğunlukla kuru ve yaş olarak tüketildi. Bir kısmı da pekmez, bulama, pestil, lokum ve köfter şeklinde değerlendirilirdi.<br />
<br />
kaynak:ansiklopedi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nelson Rolihlahla ın Mandela hayatı]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=65</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 20:50:29 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=65</guid>
			<description><![CDATA[Nelson Rolihlahla Mandela (doğum 18 Temmuz, 1918 Umtata'da, Transkei), Güney Afrika'nın seçimle başa gelen ilk devlet başkanıdır.<br />
<br />
Ailesi Zosa (Xhosa) dilini konuşan Tembu kabilesindendir. Babası bu kabilenin şefi Henry Mandela'dır.<br />
<br />
Mandela; lise tahsilinden sonra Fort Hare Üniversity College'a girdi. Burada okurken siyasi olaylara karıştı. Bir öğrenci boykotuna karıştığı ve organize ettiği gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı. Transkei'den ayrılarak, Transvaal'a gitti. Burada bir süre madenlerde polis memurluğu görevinde bulundu. Bu sırada yarıda bıraktığı üniversite tahsiline mektupla öğretim yoluyla devam etti. 1942'de Witwaterstrand Üniversitesinin hukuk bölümünü bitirerek avukatlık yapmaya başladı. Ülkenin ilk siyah avukatı unvanını aldı. Irk ayrımına karşı yerli halkın kurduğu Afrika Milli Kongresine (ANC) katıldı (1944). Çok kısa zamanda kongrenin Gençlik Birliğine başkan seçildi. Siyahların kurtuluş hareketinin önderlerinden birisi durumuna geldi (1948). Bu arada ırkçılığa karşı silahlı mücadeleyi üstlenen ve kongrenin askeri kanadı özelliğindeki Umkonto ve Sizwe'yi (Milli Mızrağı) de kurarak onun da başkanı oldu (1961).<br />
<br />
Ocak 1962'de kendisine destek aramak için yurt dışına çıktı. İngiltere ve Afrika ülkelerini dolaştı. Afrika ülkeleri ile sosyalist ülkelerden silah ve para yardımı temin etti. Ülkeye dönüşünde arkadaşlarıyla birlikte, izinsiz yurtdışına çıkmak, halkı kışkırtmak, sabotajlar ve suikastlar düzenlemek iddialarıyla yargılandı. Halkın, tamamının temsil edilmediği ve beyazların temsil edildiği parlamentonun çıkardığı kanunlara uymak zorunda olmadığını savundu. Beyaz yönetim tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bu davranışıyla ırk ayrımına karşı mücadele eden Afrikalı siyahların simge ve sembolü oldu.<br />
<br />
Nelson Mandela, dünyanın en ünlü mahkumu olarak anılır. Güney Afrika'da 27 yıl hapiste kaldıktan sonra 1980'li yıllarda, ırkçılığa karşı mücadelenin bütün dünyada yoğunlaşması üzerine adı duyuldu. 1990 yılında devlet başkanı De Klerk tarafından şartsız olarak serbest bırakıldı. Serbest bırakıldığı zaman 71 yaşındaydı. Serbest bırakılmasına Güney Afrika siyahlarının yanında birçok beyaz da sevindi. Mandela'nın; "Mücadele benim hayatımdır. Hayatımın sonuna kadar siyahların bağımsızlığı için mücadele edeceğim." demesi, halk arasında onu bayraklaştırdı.<br />
<br />
1990'da hapisten çıkınca Demokratik bir Güney Afrika kurulması için çalışmıştır ve kurmuştur. Afrikalılar, Mandela olmadan bunun gerçekleşemeyeceğine inanır. Bugün Mandela, bir özgürlük savaşçısı olarak kabul edilmektedir. 40 yıl içinde 100'den fazla ödül almıştır. Modern politikacılar içinde en takdir edilenlerden biridir.<br />
<br />
Mandela'ya 1979'da Nehrü Ödülü, 1981'de Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü, 1983'te UNESCO'nun Simon Bolivar Ödülü verildi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından kendisine verilmesi kararlaştırılan 1992 yılı Atatürk Barış Ödülü'nü almayı kabul etmemiştir, ancak 1999'da kararını değiştirip ödülü almayi kabul etmiştir.1993'te ise De Klerk ile beraber Nobel Barış Ödülü'nü almıştır<br />
<br />
Güney Afrika'da, kendi kabilesindeki büyüklerin kendisine taktıkları Madiba lakabıyla tanınır.<br />
<br />
ALINTI YERİ:wikipedia.org]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nelson Rolihlahla Mandela (doğum 18 Temmuz, 1918 Umtata'da, Transkei), Güney Afrika'nın seçimle başa gelen ilk devlet başkanıdır.<br />
<br />
Ailesi Zosa (Xhosa) dilini konuşan Tembu kabilesindendir. Babası bu kabilenin şefi Henry Mandela'dır.<br />
<br />
Mandela; lise tahsilinden sonra Fort Hare Üniversity College'a girdi. Burada okurken siyasi olaylara karıştı. Bir öğrenci boykotuna karıştığı ve organize ettiği gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı. Transkei'den ayrılarak, Transvaal'a gitti. Burada bir süre madenlerde polis memurluğu görevinde bulundu. Bu sırada yarıda bıraktığı üniversite tahsiline mektupla öğretim yoluyla devam etti. 1942'de Witwaterstrand Üniversitesinin hukuk bölümünü bitirerek avukatlık yapmaya başladı. Ülkenin ilk siyah avukatı unvanını aldı. Irk ayrımına karşı yerli halkın kurduğu Afrika Milli Kongresine (ANC) katıldı (1944). Çok kısa zamanda kongrenin Gençlik Birliğine başkan seçildi. Siyahların kurtuluş hareketinin önderlerinden birisi durumuna geldi (1948). Bu arada ırkçılığa karşı silahlı mücadeleyi üstlenen ve kongrenin askeri kanadı özelliğindeki Umkonto ve Sizwe'yi (Milli Mızrağı) de kurarak onun da başkanı oldu (1961).<br />
<br />
Ocak 1962'de kendisine destek aramak için yurt dışına çıktı. İngiltere ve Afrika ülkelerini dolaştı. Afrika ülkeleri ile sosyalist ülkelerden silah ve para yardımı temin etti. Ülkeye dönüşünde arkadaşlarıyla birlikte, izinsiz yurtdışına çıkmak, halkı kışkırtmak, sabotajlar ve suikastlar düzenlemek iddialarıyla yargılandı. Halkın, tamamının temsil edilmediği ve beyazların temsil edildiği parlamentonun çıkardığı kanunlara uymak zorunda olmadığını savundu. Beyaz yönetim tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bu davranışıyla ırk ayrımına karşı mücadele eden Afrikalı siyahların simge ve sembolü oldu.<br />
<br />
Nelson Mandela, dünyanın en ünlü mahkumu olarak anılır. Güney Afrika'da 27 yıl hapiste kaldıktan sonra 1980'li yıllarda, ırkçılığa karşı mücadelenin bütün dünyada yoğunlaşması üzerine adı duyuldu. 1990 yılında devlet başkanı De Klerk tarafından şartsız olarak serbest bırakıldı. Serbest bırakıldığı zaman 71 yaşındaydı. Serbest bırakılmasına Güney Afrika siyahlarının yanında birçok beyaz da sevindi. Mandela'nın; "Mücadele benim hayatımdır. Hayatımın sonuna kadar siyahların bağımsızlığı için mücadele edeceğim." demesi, halk arasında onu bayraklaştırdı.<br />
<br />
1990'da hapisten çıkınca Demokratik bir Güney Afrika kurulması için çalışmıştır ve kurmuştur. Afrikalılar, Mandela olmadan bunun gerçekleşemeyeceğine inanır. Bugün Mandela, bir özgürlük savaşçısı olarak kabul edilmektedir. 40 yıl içinde 100'den fazla ödül almıştır. Modern politikacılar içinde en takdir edilenlerden biridir.<br />
<br />
Mandela'ya 1979'da Nehrü Ödülü, 1981'de Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü, 1983'te UNESCO'nun Simon Bolivar Ödülü verildi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından kendisine verilmesi kararlaştırılan 1992 yılı Atatürk Barış Ödülü'nü almayı kabul etmemiştir, ancak 1999'da kararını değiştirip ödülü almayi kabul etmiştir.1993'te ise De Klerk ile beraber Nobel Barış Ödülü'nü almıştır<br />
<br />
Güney Afrika'da, kendi kabilesindeki büyüklerin kendisine taktıkları Madiba lakabıyla tanınır.<br />
<br />
ALINTI YERİ:wikipedia.org]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nazım Hikmet Ran ın hayatı(1902-1963)]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=64</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 20:46:39 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=64</guid>
			<description><![CDATA[1902 yılında Selanik'de doğmuştur. İlköğrenimini İstanbul'da Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü (1914), Nişantaşı Numune Mektebi'nde tamamlamış, orta öğrenimi ise, Heybeliada Bahriye Mektebi'nda yapmıştır (1918). Nazım Hikmet Bahriye'yi bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü'ne stajyer güverte subayı olarak verilmiş, bir gece nöbetinde üşütüp zatülcem olmuş (1919), sağlığını kazanamayınca askerlikten çürüğe çıkarılmıştır (1920).<br />
<br />
Askerlikten ayrıldıktan sonra, İstanbul'un işgaline çok üzülen Nâzım Hikmet Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçmiş, Bolu Lisesi'nde kısa bir süre öğretmenlik yapmıştır (1921). Rus devrimiyle ilgilenen şair, bir süre sonra Batum'dan Moskova'ya gitmiş ve Doğu Üniversitesi'nde ekonomi ve toplumbilim okumuştur (1922-1924). Yurda dönüşünden sonra Aydınlık dergisine katılmış, burada çıkan şiirlerinden ötürü hakkında "gıyaben" mahkumiyet kararı verildiğini öğrenince yeniden Rusya'ya kaçmış, af çıkması üzerine Türkiye'ye dönmüş ve bir süre Hopa cezaevinde tutuklu kalmıştır (1928).<br />
<br />
Nâzım Hikmet daha sonra İstanbul'a yerleşmiş, çeşitli gazete ve dergilerle film stüdyolarında çalışmış, ilk şiir kitaplarını çıkarmış ve oyunlarını yazmıştır (1928-1932). Bir ara yine tutuklanmış, Cumhuriyet'in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan af yasası ile serbest bırakılmıştır. Akşam, Son Posta, Tan gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapmıştır (1933).<br />
<br />
Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılanmış, Harp Okulu Askeri Mahkemesi'nce 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla da Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapis cezasına çarptırılmış, cezası Türk Ceza Kanunu'nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca 28 yıl dört aya indirilmiştir (1938). Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan af yasası (1950) kapsamına alınması için açılan büyük bir kampanyanın ardından, hukukçular yasal yollara başvurmuş, bu arada Nâzım Hikmet de hapishanede açlık grevine başlamıştır. Sonunda Nâzım Hikmet'in geri kalan cezası affedilmiş ve şair 13 yıl hapislikten sonra hürriyete kavuşmuştur.<br />
<br />
Serbest bırakıldıktan sonra iş bulamayan, kitap çıkaramayan şair için bu kez askerlik kararı alınmış, 50 yaşında ve hasta olan Nâzım Hikmet çok zor durumda kalmıştır. Öldürülmekten korkan şair, kız kardeşinin kocası Refik Erduran'ın yardımıyla bir motorla Karadeniz'de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek Türkiye'den ayrılmıştır.Bundan sonraki hayatı baskı altında ve zorunlu sovyet propogandası yapmakla geçmiştir. Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova'da ölmüştür.<br />
<br />
YAZI HAYATI Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)'ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımlamıştır. "Bir Dakika" adlı şiiriyle Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada birincilik kazanmıştır (1920). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay gibi dergilerde yazan Nâzım Hikmet cezaevine girdikten sonra yıllarca yayın yapamamıştır. Ancak, 1940'lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi toplumcu dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıkmıştır. Kuvâyı Milliye Destanı İzmir'de Havadis gazetesinde tefrika edilmiştir (1949). Destanı Yön dergisi yayınlayarak (1965) Nâzım Hikmet'i yeniden okurlara ulaştırmıştır.<br />
<br />
ESERLERİ ŞİİR: 835 Satır, Jokond ile Si-Ya-U, Varan 3, 1+1=1 (Nail V. ile), Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü , Gece Gelen Telgraf, Taranta Babu'ya Mektuplar, Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Saat 21-22 Şiirleri, Memleketimden İnsan Manzaraları, Rubailer, Dört Hapishaneden, Yeni Şiirler, Son Şiirleri. OYUN: Kafatası, Bir Ölü Evi Yahut Merhumun Hanesi, Unutulan Adam, İnek , Ferhat ile Şirin, Enayi, Sabahat, Yusuf ile Menofis, İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu ? ROMAN: Kan Konuşmaz, Yeşil Elmalar, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim.<br />
<br />
YAZILAR: İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim takma adıyla), Alman Faşizmi ve Irkçılığı, Milli Gurur, Sovyet Demokrasisi.<br />
<br />
MEKTUPLAR: Kemal Tahir'e Hapishaneden Mektuplar, Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar, Bursa Cezaevinden Vâ-Nû'lara Mektuplar, Nâzım'ın Bilinmeyen Mektupları (Adalet Cimcoz'la Mektuplar, Haz. Ş. Kurdakul), Piraye'ye Mektuplar.<br />
<br />
MASAL: La Fontaine'den Masallar (Ahmet Oğuz Saruhan adıyla), Sevdalı Bulut.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1902 yılında Selanik'de doğmuştur. İlköğrenimini İstanbul'da Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü (1914), Nişantaşı Numune Mektebi'nde tamamlamış, orta öğrenimi ise, Heybeliada Bahriye Mektebi'nda yapmıştır (1918). Nazım Hikmet Bahriye'yi bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü'ne stajyer güverte subayı olarak verilmiş, bir gece nöbetinde üşütüp zatülcem olmuş (1919), sağlığını kazanamayınca askerlikten çürüğe çıkarılmıştır (1920).<br />
<br />
Askerlikten ayrıldıktan sonra, İstanbul'un işgaline çok üzülen Nâzım Hikmet Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçmiş, Bolu Lisesi'nde kısa bir süre öğretmenlik yapmıştır (1921). Rus devrimiyle ilgilenen şair, bir süre sonra Batum'dan Moskova'ya gitmiş ve Doğu Üniversitesi'nde ekonomi ve toplumbilim okumuştur (1922-1924). Yurda dönüşünden sonra Aydınlık dergisine katılmış, burada çıkan şiirlerinden ötürü hakkında "gıyaben" mahkumiyet kararı verildiğini öğrenince yeniden Rusya'ya kaçmış, af çıkması üzerine Türkiye'ye dönmüş ve bir süre Hopa cezaevinde tutuklu kalmıştır (1928).<br />
<br />
Nâzım Hikmet daha sonra İstanbul'a yerleşmiş, çeşitli gazete ve dergilerle film stüdyolarında çalışmış, ilk şiir kitaplarını çıkarmış ve oyunlarını yazmıştır (1928-1932). Bir ara yine tutuklanmış, Cumhuriyet'in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan af yasası ile serbest bırakılmıştır. Akşam, Son Posta, Tan gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapmıştır (1933).<br />
<br />
Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılanmış, Harp Okulu Askeri Mahkemesi'nce 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla da Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapis cezasına çarptırılmış, cezası Türk Ceza Kanunu'nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca 28 yıl dört aya indirilmiştir (1938). Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan af yasası (1950) kapsamına alınması için açılan büyük bir kampanyanın ardından, hukukçular yasal yollara başvurmuş, bu arada Nâzım Hikmet de hapishanede açlık grevine başlamıştır. Sonunda Nâzım Hikmet'in geri kalan cezası affedilmiş ve şair 13 yıl hapislikten sonra hürriyete kavuşmuştur.<br />
<br />
Serbest bırakıldıktan sonra iş bulamayan, kitap çıkaramayan şair için bu kez askerlik kararı alınmış, 50 yaşında ve hasta olan Nâzım Hikmet çok zor durumda kalmıştır. Öldürülmekten korkan şair, kız kardeşinin kocası Refik Erduran'ın yardımıyla bir motorla Karadeniz'de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek Türkiye'den ayrılmıştır.Bundan sonraki hayatı baskı altında ve zorunlu sovyet propogandası yapmakla geçmiştir. Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova'da ölmüştür.<br />
<br />
YAZI HAYATI Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)'ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımlamıştır. "Bir Dakika" adlı şiiriyle Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada birincilik kazanmıştır (1920). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay gibi dergilerde yazan Nâzım Hikmet cezaevine girdikten sonra yıllarca yayın yapamamıştır. Ancak, 1940'lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi toplumcu dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıkmıştır. Kuvâyı Milliye Destanı İzmir'de Havadis gazetesinde tefrika edilmiştir (1949). Destanı Yön dergisi yayınlayarak (1965) Nâzım Hikmet'i yeniden okurlara ulaştırmıştır.<br />
<br />
ESERLERİ ŞİİR: 835 Satır, Jokond ile Si-Ya-U, Varan 3, 1+1=1 (Nail V. ile), Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü , Gece Gelen Telgraf, Taranta Babu'ya Mektuplar, Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Saat 21-22 Şiirleri, Memleketimden İnsan Manzaraları, Rubailer, Dört Hapishaneden, Yeni Şiirler, Son Şiirleri. OYUN: Kafatası, Bir Ölü Evi Yahut Merhumun Hanesi, Unutulan Adam, İnek , Ferhat ile Şirin, Enayi, Sabahat, Yusuf ile Menofis, İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu ? ROMAN: Kan Konuşmaz, Yeşil Elmalar, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim.<br />
<br />
YAZILAR: İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim takma adıyla), Alman Faşizmi ve Irkçılığı, Milli Gurur, Sovyet Demokrasisi.<br />
<br />
MEKTUPLAR: Kemal Tahir'e Hapishaneden Mektuplar, Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar, Bursa Cezaevinden Vâ-Nû'lara Mektuplar, Nâzım'ın Bilinmeyen Mektupları (Adalet Cimcoz'la Mektuplar, Haz. Ş. Kurdakul), Piraye'ye Mektuplar.<br />
<br />
MASAL: La Fontaine'den Masallar (Ahmet Oğuz Saruhan adıyla), Sevdalı Bulut.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ALBERT EİNSTEİN(1879-1955) ın hayatı]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=63</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 20:45:20 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=63</guid>
			<description><![CDATA[Albert Einstein 14 mart 1879&#8217;da Almanya&#8217;nın Ulm kasabasında dünyaya geldi.Çocukluğunu Münih&#8217;te geçirdi ve İlk öğrenimini burada yaptı. Eğitimine İsviçre Aarau&#8217;da devam eden Einstein lise eğitimini 1894&#8217;te burada tamamladı ve 1896&#8217;da Zürih Politeknik Enstitüsü&#8217;ne girdi. Buradan 1901 yılında mezun oldu. Öğretmen olarak iş bulamadığı için İsviçre Patent Ofisinde teknik asistan olarak göreve başladı. 1905&#8217;de doktorasını aldı.Bu dönemde Modern fizikte ortaya atılan problemler üzerine düşünmeye fırsat buldu, önce atomun yapısı ve ardından kuantum teorisi ile yakından ilgilendi. Yabancı ülkelere bir çok gezi yapmakla birlikte 1933'e kadar Berlin'de yaşadı. Almanya'da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya'dan ayrıldı. Paris'te College de France'ta ders verdi; buradan Belçika'ya oradan da İngiltere'ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study'de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti. II. dünya savaşından sonra Einstein dünya siyasetinde önemli bir kişilik olarak belirdi. İsrail'den başkanlık teklifi aldı ve reddetti 1955'de Princeton'da öldü. Albert Einstein 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenebilir hatta onun için &#8216;Modern fiziğin babası&#8217; yakıştırması yapılmaktadır. Görecelik Kuramı'nı geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü'ne layık görülmüştür. Hayatındaki en büyük ve eşsiz zevki müzik dinlemek olan Albert Einstein yalnız ve içine kapalı bir çocukluk geçirdi. Bu yalnızlık duygusu hayatının diğer kısımlarında sıkça kendini gösterdi. 1901 yaşında Sırp asıllı Mileva Maritsch ile evlenen Einstein&#8217;ın bu evlilikten iki çocuğu oldu. Bir süre sonra eşiyle ayrılarak kuzeni Elsa ile evlendi. Elsa&#8217;nın 1936 yılında ölümüyle beraber Einstein geri kalan tüm hayatı boyunca sürecek olan bir yalnızlık duygusuna kapıldı. Einstein bilimsel gerçeklik, felsefe, etik ve siyasete dair yazılar yazmakla beraber sosyal konular üzerine de düşünmüş ve düşüncelerini gayet yalın bir dille aktarmıştır. Zekasıyla aklın sınırlarını zorlayan bu dahi adamın düşünce yapısına örnek teşkil etmesi açısından birkaç alıntıyla bitirecek olursak: "Müzik için bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bu tutku daha ziyade çocuklarda görülür, fakat yaşın ilerlemesiyle çoğunda kaybolur. Bu olmaksızın, ne matematik ne de tabiî bilimler olurdu. Bende her zaman mevcut olan bu tutku asla azalmadı." "Konfor ve mutluluk benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı. Mal sahibi olma, aldatıcı vitrin başarıları ve lüks hayat ilk gençlik döneminden bu yana bana küçümsenmeye ve hor görülmeye lâyık şeyler gibi geldi. Hatta ahlâkın bu en alt derecesini zevk düşkünü sefihlerin ideali olarak adlandırıyorum." "Hayat her zaman bir şey olmaktır, asla mevcut olmak değil.<br />
<br />
kaynak:wikipedia]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Albert Einstein 14 mart 1879&#8217;da Almanya&#8217;nın Ulm kasabasında dünyaya geldi.Çocukluğunu Münih&#8217;te geçirdi ve İlk öğrenimini burada yaptı. Eğitimine İsviçre Aarau&#8217;da devam eden Einstein lise eğitimini 1894&#8217;te burada tamamladı ve 1896&#8217;da Zürih Politeknik Enstitüsü&#8217;ne girdi. Buradan 1901 yılında mezun oldu. Öğretmen olarak iş bulamadığı için İsviçre Patent Ofisinde teknik asistan olarak göreve başladı. 1905&#8217;de doktorasını aldı.Bu dönemde Modern fizikte ortaya atılan problemler üzerine düşünmeye fırsat buldu, önce atomun yapısı ve ardından kuantum teorisi ile yakından ilgilendi. Yabancı ülkelere bir çok gezi yapmakla birlikte 1933'e kadar Berlin'de yaşadı. Almanya'da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya'dan ayrıldı. Paris'te College de France'ta ders verdi; buradan Belçika'ya oradan da İngiltere'ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study'de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti. II. dünya savaşından sonra Einstein dünya siyasetinde önemli bir kişilik olarak belirdi. İsrail'den başkanlık teklifi aldı ve reddetti 1955'de Princeton'da öldü. Albert Einstein 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenebilir hatta onun için &#8216;Modern fiziğin babası&#8217; yakıştırması yapılmaktadır. Görecelik Kuramı'nı geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü'ne layık görülmüştür. Hayatındaki en büyük ve eşsiz zevki müzik dinlemek olan Albert Einstein yalnız ve içine kapalı bir çocukluk geçirdi. Bu yalnızlık duygusu hayatının diğer kısımlarında sıkça kendini gösterdi. 1901 yaşında Sırp asıllı Mileva Maritsch ile evlenen Einstein&#8217;ın bu evlilikten iki çocuğu oldu. Bir süre sonra eşiyle ayrılarak kuzeni Elsa ile evlendi. Elsa&#8217;nın 1936 yılında ölümüyle beraber Einstein geri kalan tüm hayatı boyunca sürecek olan bir yalnızlık duygusuna kapıldı. Einstein bilimsel gerçeklik, felsefe, etik ve siyasete dair yazılar yazmakla beraber sosyal konular üzerine de düşünmüş ve düşüncelerini gayet yalın bir dille aktarmıştır. Zekasıyla aklın sınırlarını zorlayan bu dahi adamın düşünce yapısına örnek teşkil etmesi açısından birkaç alıntıyla bitirecek olursak: "Müzik için bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bu tutku daha ziyade çocuklarda görülür, fakat yaşın ilerlemesiyle çoğunda kaybolur. Bu olmaksızın, ne matematik ne de tabiî bilimler olurdu. Bende her zaman mevcut olan bu tutku asla azalmadı." "Konfor ve mutluluk benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı. Mal sahibi olma, aldatıcı vitrin başarıları ve lüks hayat ilk gençlik döneminden bu yana bana küçümsenmeye ve hor görülmeye lâyık şeyler gibi geldi. Hatta ahlâkın bu en alt derecesini zevk düşkünü sefihlerin ideali olarak adlandırıyorum." "Hayat her zaman bir şey olmaktır, asla mevcut olmak değil.<br />
<br />
kaynak:wikipedia]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AZİZ NESİN İN HAYATI]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=62</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 20:43:47 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=62</guid>
			<description><![CDATA[20 Aralık 1915'de, İstanbul Heybeliada'da doğan Aziz Nesin, 1925'de İstanbul Süleymaniye'de "Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi'nin 3. sınıfına girdi. Okulun adı daha sonra İstanbul 7. İlkokul olarak değiştirildi. 1935'de Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirip Harp Okulu'na geçti. 1937'de Ankara'da Harp Okulunu bitirip asteğmen oldu.<br />
<br />
Savaş yılları<br />
<br />
2. Dünya Savaşı yıllarında iki yıl Trakya'da çadırlı ordugahta görev yapan Nesin, 1942'de Erzurum Müstahkem Mevkii İstihkam Taburu Bölük Komutanlığı'na atandı. Bir bomba kazasında yaralandı. Erzincan'da depremde yıkılmış olan ordu cephaneliğinin boşaltılmasıyla görevlendirildi. Nesin, 1944'de Ankara'da Harp Okulu'nda açılan ilk tank kursuna katıldı. 1944'te Zonguldak'ta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla görevlendirildi<br />
<br />
Gazeteci ve yazar Nesin<br />
<br />
Nesin, 1945'de askerlikten ayrıldıktan sonra Karagöz gazetesinde ve Yedigün dergisinde redaktörlük ve yazarlık yaptı, profesyonel olarak yazarlığa başladı. Ayı yıl Tan gazetesinde köşe yazarlığına başladı. 4 Aralık'ta tek parti iktidarı üniversite gençlerine Tan gazetesini yaktırdı. Aynı yıl, ilk bağımsız yapıtı olan "Parti Kurmak Parti Vurmak" adlı 16 sayfalık broşürü yayımlandı.<br />
<br />
Marko Paşa ve ilk dava<br />
<br />
1946 yılında, Sabahattin Ali ile birlikte Marko Paşa ve süreği olan gülmece gazetelerini çıkaran Nesin, 1947'de Bursa'ya sürgün edilerek gözaltında tutuldu. 1948'de ikinci kitabı olan "Azizname" adlı taşlama kitabını çıkardı. Bu kitap için İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. 4 ay tutuklu olarak süren dava sonunda aklandı.1949'da İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi ve Mısır Kralı Faruk Ankara'daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı savıyla aleyhine dava açtılar. 6 ay hapse mahkum edildi ve ceza infaz edildi.<br />
<br />
5-6 Eylül'ün müsebbibi<br />
<br />
1952'de İstanbul'da yeni kurulmaya başlanan Levent'te bir dükkan kiralayarak Oluş Kitabevi'ni açan Nesin, sabahları Levent'teki evlere gazete dağıtıyordu.<br />
<br />
Ancak, iki küçük çocuğuyla birlikte Levent'teki kitabevinden geçimini sağlayamayınca, 1953'de Beyoğlu'nda Bursa Sokağı'ndaki yeni yapılmış hanın bir odasında "Paradi Fotoğraf Stüdyosu'nu bir ortağı ile birlikte kurdu.<br />
<br />
1955'de 6-7 Eylül faciası olarak tarihimize gelen İstanbul'daki azınlıkların ev ve dükkanlarının korkunç yıkımına suçlu aranmaya başlanmıştı. Aziz Nesin de suçlu olarak Sıkıyönetimce tutuklandı<br />
<br />
Köşe yazarlığı, uluslar arası başarı<br />
<br />
1955'de Halil Lütfü Dördüncü'nün "Yeni Gazetesi"nde köşe yazarlığına başlayan Nesin, 1956'da İtalya'da (Bordighera'da) yapılan uluslararası gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Palmiye'yi "Kazan Töreni" adlı öyküsüyle kazandı. Nesin, 1957 yılında da aynı yarışmada, aynı ödülü "Fil Hamdi" adlı öyküsüyle ikinci kez kazandı. Kazandığı ilk Altın Palmiye'yi, 1960 yılında devlet hazinesine bağışladı.<br />
<br />
Nesin, 1961'de Tanin Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı, aynı yıl Zübük adlı haftalık bir gülmece gazetesi çıkarmaya başladı. 1962'de sahibi bulunduğu Düşün Yayınevi, anlaşılamayan bir nedenle bir gece yandı.<br />
<br />
İlk yurtdışı seyahati<br />
<br />
1965 yılında, elli yaşındayken ilk kez pasaport alabildi ve yurtdışına çıktı. Berlin ve Weimar'daki Antifaşist Yazarlar Toplantısı'na davetli olarak katıldı. Altı ay süren bu ilk yurtdışı gezisinde, Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan'a gitti.<br />
<br />
Nesin, 1966'da Bulgaristan'da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Kirpi'yi "Vatani Vazife" adlı öyküsüyle kazandı. 1968'de Milliyet Gazetesi'nin açtığı Karagöz oyunu yarışmasında "Üç Karagöz" oyunuyla birincilik ödülü aldı.<br />
<br />
1969'da Moskova'da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında "İnsanlar Uyanıyor" adlı öyküsüyle Krokodil birincilik ödülü, 1970'de de Türk Dil Kurumu'nun oyun ödülünü "Çiçu" adlı oyunuyla kazandı<br />
<br />
Nesin Vakfı<br />
<br />
1972'de kimsesiz çocukları yetiştirmek için Nesin Vakfı'nı kurdu. 1974'de Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nin Lotus ödülünü kazanan Nesin, 1975 Lotus ödülünü almak için Filipinler'in başkenti Manila'da yapılan törene katıldı.<br />
<br />
Nesin, 1976'da Bulgaristan'da Gabrovo kentinde düzenlenen gülmece kitabı uluslararası yarışmasında birinciliği elde ederek Hitar Petar ödülünü kazandı.<br />
<br />
1977'de Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı seçilen Nesin, 1978'de "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" adlı romanıyla Madaralı roman ödülünü kazandı.<br />
<br />
1982 yılında, Vietnam'daki Asya-Afrika Yazarlar Birliği toplantısından dönüşte Moskova'da kalp hastalığından hastaneye kaldırılan Nesin, "Kalp Hastalıkları Araştırma Merkezi"nde bir ay kalarak tedavi gördü.<br />
<br />
1983'de Amerika Birleşik Devletleri'nde Indiana Üniversitesi'nin düzenlediği uluslararası toplantıya çağrılan Nesin, pasaportu geri alındığı için bu toplantıya katılamadı.<br />
<br />
Halkın seçtiği yazar<br />
<br />
20 Aralık 1984'de Şan Sinema Salonu'nda 70. doğum günü töreni yapıldı. 1984'de Aydınlar Dilekçesi girişiminde bulundu. 1985'de Ekin A.Ş'nin kurulması girişiminde bulundu. Aynı yıl, İngitere'de PEN Kulüp onur üyeliğine seçildi ve TÜYAP'ın düzenlediği "Halkın Seçtiği Yılın Yazarı" ödülünü kazandı.<br />
<br />
Nesin, 1989'da "Demokrasi Kurultayı"nın toplanmasında etkin görev aldı ve oluşturulan "Demokrasi İzleme Komitesi"nin iki başkanından biri oldu. Aynı yıl, Sovyet Çocuk Fonu'nun ilk kez verilen "Tolstoy Altın Madalyası"na değer görüldü.<br />
<br />
19 Mart 1990'da Ankara Sanat Kurumu'nda 75. yaşını kutlayan Nesin, 2 Temmuz 1993'de Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak üzere Sivas'a gitti. 37 aydının yaşamını yitirdiği Madımak Oteli katliamından kurtuldu. 5 Temmuz 1995'de Çeşme'deki imza günü sonrasında saat 01.05'de öldü.<br />
<br />
kaynak:wikipedia]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[20 Aralık 1915'de, İstanbul Heybeliada'da doğan Aziz Nesin, 1925'de İstanbul Süleymaniye'de "Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi'nin 3. sınıfına girdi. Okulun adı daha sonra İstanbul 7. İlkokul olarak değiştirildi. 1935'de Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirip Harp Okulu'na geçti. 1937'de Ankara'da Harp Okulunu bitirip asteğmen oldu.<br />
<br />
Savaş yılları<br />
<br />
2. Dünya Savaşı yıllarında iki yıl Trakya'da çadırlı ordugahta görev yapan Nesin, 1942'de Erzurum Müstahkem Mevkii İstihkam Taburu Bölük Komutanlığı'na atandı. Bir bomba kazasında yaralandı. Erzincan'da depremde yıkılmış olan ordu cephaneliğinin boşaltılmasıyla görevlendirildi. Nesin, 1944'de Ankara'da Harp Okulu'nda açılan ilk tank kursuna katıldı. 1944'te Zonguldak'ta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla görevlendirildi<br />
<br />
Gazeteci ve yazar Nesin<br />
<br />
Nesin, 1945'de askerlikten ayrıldıktan sonra Karagöz gazetesinde ve Yedigün dergisinde redaktörlük ve yazarlık yaptı, profesyonel olarak yazarlığa başladı. Ayı yıl Tan gazetesinde köşe yazarlığına başladı. 4 Aralık'ta tek parti iktidarı üniversite gençlerine Tan gazetesini yaktırdı. Aynı yıl, ilk bağımsız yapıtı olan "Parti Kurmak Parti Vurmak" adlı 16 sayfalık broşürü yayımlandı.<br />
<br />
Marko Paşa ve ilk dava<br />
<br />
1946 yılında, Sabahattin Ali ile birlikte Marko Paşa ve süreği olan gülmece gazetelerini çıkaran Nesin, 1947'de Bursa'ya sürgün edilerek gözaltında tutuldu. 1948'de ikinci kitabı olan "Azizname" adlı taşlama kitabını çıkardı. Bu kitap için İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. 4 ay tutuklu olarak süren dava sonunda aklandı.1949'da İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi ve Mısır Kralı Faruk Ankara'daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı savıyla aleyhine dava açtılar. 6 ay hapse mahkum edildi ve ceza infaz edildi.<br />
<br />
5-6 Eylül'ün müsebbibi<br />
<br />
1952'de İstanbul'da yeni kurulmaya başlanan Levent'te bir dükkan kiralayarak Oluş Kitabevi'ni açan Nesin, sabahları Levent'teki evlere gazete dağıtıyordu.<br />
<br />
Ancak, iki küçük çocuğuyla birlikte Levent'teki kitabevinden geçimini sağlayamayınca, 1953'de Beyoğlu'nda Bursa Sokağı'ndaki yeni yapılmış hanın bir odasında "Paradi Fotoğraf Stüdyosu'nu bir ortağı ile birlikte kurdu.<br />
<br />
1955'de 6-7 Eylül faciası olarak tarihimize gelen İstanbul'daki azınlıkların ev ve dükkanlarının korkunç yıkımına suçlu aranmaya başlanmıştı. Aziz Nesin de suçlu olarak Sıkıyönetimce tutuklandı<br />
<br />
Köşe yazarlığı, uluslar arası başarı<br />
<br />
1955'de Halil Lütfü Dördüncü'nün "Yeni Gazetesi"nde köşe yazarlığına başlayan Nesin, 1956'da İtalya'da (Bordighera'da) yapılan uluslararası gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Palmiye'yi "Kazan Töreni" adlı öyküsüyle kazandı. Nesin, 1957 yılında da aynı yarışmada, aynı ödülü "Fil Hamdi" adlı öyküsüyle ikinci kez kazandı. Kazandığı ilk Altın Palmiye'yi, 1960 yılında devlet hazinesine bağışladı.<br />
<br />
Nesin, 1961'de Tanin Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı, aynı yıl Zübük adlı haftalık bir gülmece gazetesi çıkarmaya başladı. 1962'de sahibi bulunduğu Düşün Yayınevi, anlaşılamayan bir nedenle bir gece yandı.<br />
<br />
İlk yurtdışı seyahati<br />
<br />
1965 yılında, elli yaşındayken ilk kez pasaport alabildi ve yurtdışına çıktı. Berlin ve Weimar'daki Antifaşist Yazarlar Toplantısı'na davetli olarak katıldı. Altı ay süren bu ilk yurtdışı gezisinde, Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan'a gitti.<br />
<br />
Nesin, 1966'da Bulgaristan'da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Kirpi'yi "Vatani Vazife" adlı öyküsüyle kazandı. 1968'de Milliyet Gazetesi'nin açtığı Karagöz oyunu yarışmasında "Üç Karagöz" oyunuyla birincilik ödülü aldı.<br />
<br />
1969'da Moskova'da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında "İnsanlar Uyanıyor" adlı öyküsüyle Krokodil birincilik ödülü, 1970'de de Türk Dil Kurumu'nun oyun ödülünü "Çiçu" adlı oyunuyla kazandı<br />
<br />
Nesin Vakfı<br />
<br />
1972'de kimsesiz çocukları yetiştirmek için Nesin Vakfı'nı kurdu. 1974'de Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nin Lotus ödülünü kazanan Nesin, 1975 Lotus ödülünü almak için Filipinler'in başkenti Manila'da yapılan törene katıldı.<br />
<br />
Nesin, 1976'da Bulgaristan'da Gabrovo kentinde düzenlenen gülmece kitabı uluslararası yarışmasında birinciliği elde ederek Hitar Petar ödülünü kazandı.<br />
<br />
1977'de Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı seçilen Nesin, 1978'de "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" adlı romanıyla Madaralı roman ödülünü kazandı.<br />
<br />
1982 yılında, Vietnam'daki Asya-Afrika Yazarlar Birliği toplantısından dönüşte Moskova'da kalp hastalığından hastaneye kaldırılan Nesin, "Kalp Hastalıkları Araştırma Merkezi"nde bir ay kalarak tedavi gördü.<br />
<br />
1983'de Amerika Birleşik Devletleri'nde Indiana Üniversitesi'nin düzenlediği uluslararası toplantıya çağrılan Nesin, pasaportu geri alındığı için bu toplantıya katılamadı.<br />
<br />
Halkın seçtiği yazar<br />
<br />
20 Aralık 1984'de Şan Sinema Salonu'nda 70. doğum günü töreni yapıldı. 1984'de Aydınlar Dilekçesi girişiminde bulundu. 1985'de Ekin A.Ş'nin kurulması girişiminde bulundu. Aynı yıl, İngitere'de PEN Kulüp onur üyeliğine seçildi ve TÜYAP'ın düzenlediği "Halkın Seçtiği Yılın Yazarı" ödülünü kazandı.<br />
<br />
Nesin, 1989'da "Demokrasi Kurultayı"nın toplanmasında etkin görev aldı ve oluşturulan "Demokrasi İzleme Komitesi"nin iki başkanından biri oldu. Aynı yıl, Sovyet Çocuk Fonu'nun ilk kez verilen "Tolstoy Altın Madalyası"na değer görüldü.<br />
<br />
19 Mart 1990'da Ankara Sanat Kurumu'nda 75. yaşını kutlayan Nesin, 2 Temmuz 1993'de Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak üzere Sivas'a gitti. 37 aydının yaşamını yitirdiği Madımak Oteli katliamından kurtuldu. 5 Temmuz 1995'de Çeşme'deki imza günü sonrasında saat 01.05'de öldü.<br />
<br />
kaynak:wikipedia]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[FIFA 09 ekran görüntüleri]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=61</link>
			<pubDate>Wed, 03 Sep 2008 12:40:11 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=61</guid>
			<description><![CDATA[Oyunseverlerin vazgeçilmezlerinden birisi olan FIFA serisinin son üyesi 14 Ekim'de piyasaya çıkıyor. Milyonları ekran başına bağlayan oyundan ilk ekran görüntüleri... <br />
<br />
<br />
<br />
50.000'den fazla taktik kombinasyon, geliştirilmiş top kontrolü, özel hareketlerle donatılmış özel oyuncular ve daha nicesi... EA Sports'un ilgiyle takip edilen futbol oyununun yeni sürümü Ekim ayının ortasında kullanıcılarla buluşacak. İlk örneklerinin birkaç hafta içerisinde düzenlenecek olan E3 oyun fuarında sergileneceği oyunun meraklıları heyecanlı bir bekleyişe girdi bile.<br />
<br />
FIFA 08 ve UEFA 08 ile birlikte bu yıl getirilen yenilikleri daha da öteye taşıyacak olan oyunda hava koşulları, interaktif gol sevinçleri, dinamik kalabalık tepkileri gibi etkenler de öne çıkan özellikler arasında yer alacak. Yeni oyunda yağmurlu havalarda çamurlanan top veya formalar, zorlaşan hareket kabiliyeti gibi etkiler de olacak.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Oyunseverlerin vazgeçilmezlerinden birisi olan FIFA serisinin son üyesi 14 Ekim'de piyasaya çıkıyor. Milyonları ekran başına bağlayan oyundan ilk ekran görüntüleri... <br />
<br />
<br />
<br />
50.000'den fazla taktik kombinasyon, geliştirilmiş top kontrolü, özel hareketlerle donatılmış özel oyuncular ve daha nicesi... EA Sports'un ilgiyle takip edilen futbol oyununun yeni sürümü Ekim ayının ortasında kullanıcılarla buluşacak. İlk örneklerinin birkaç hafta içerisinde düzenlenecek olan E3 oyun fuarında sergileneceği oyunun meraklıları heyecanlı bir bekleyişe girdi bile.<br />
<br />
FIFA 08 ve UEFA 08 ile birlikte bu yıl getirilen yenilikleri daha da öteye taşıyacak olan oyunda hava koşulları, interaktif gol sevinçleri, dinamik kalabalık tepkileri gibi etkenler de öne çıkan özellikler arasında yer alacak. Yeni oyunda yağmurlu havalarda çamurlanan top veya formalar, zorlaşan hareket kabiliyeti gibi etkiler de olacak.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sizce Şampyon Kim Olur..]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=60</link>
			<pubDate>Wed, 03 Sep 2008 12:29:33 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=60</guid>
			<description><![CDATA[Evet arkadslar sizce bu sen kim şampiyon olur süper ligde ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Evet arkadslar sizce bu sen kim şampiyon olur süper ligde ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni Sezon başladı :)]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=59</link>
			<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 23:28:23 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=59</guid>
			<description><![CDATA[Kim bilir yenii şarap öğrencilerin yolu bu formdan geçer (: yeni sezon başladı onlar için hadi hayırılısı olsun :)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kim bilir yenii şarap öğrencilerin yolu bu formdan geçer (: yeni sezon başladı onlar için hadi hayırılısı olsun :)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türk şarapçıları tanıtmam için şarap gönderin!]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=58</link>
			<pubDate>Sun, 17 Aug 2008 15:31:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=58</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Gary Vaynerchuck, 32 yaşında Belarus asıllı bir Amerikalı. Belarus'tan göçen ailesinin New Jersey'de kurduğu mütevazı içki dükkanı onun popülerliği ve dáhiyane pazarlama önerileriyle son dört yılda 50 milyon dolarlık bir şarap şirketine dönüştü. Popülerliği her gün internette yayınladığı Thunder Show adlı programdan geliyor.<br />
<br />
2006'da başlayan, 20 dakikalık bu programda üç-dört şişe farklı şarap açıyor, kadehlere dolduruyor. Önce kokluyor, bir süre ağzında dolaştırdıktan sonra da önündeki demir kovaya tükürüyor. Kameraya dönüyor, bir degüstatörden asla duyamayacağınız yorumlar yapıyor. Örneğin "Bu şarap hayatınıza bir şimşek gibi çakacak!" Şimşek çaktırmak, Gary sözlüğünde bir şarap için söylenecek en iyi söz. Meyve tadı ağır basan şaraplara "meyve bombardımanı", meşe tadı ağır basan şaraplara "meşe canavarı" diyor. Ve eğer şarabı beğenmediyse "Bu ne be! Tadı tavuk gibi!" deyiveriyor. Vaynerchuck'ın bazen damak gücünü geliştirmek için dışarı çıkıp taş yaladığı ya da çimen çiğnediği bu şov günde 80 bin kişi tarafından izleniyor. İzleyiciler, kendilerini Varniacs (Vaynerchuck manyaklarının kısaltması) olarak adlandıran gençler. Şu anda ABD'de bir şarap starına dönüşen Vaynerchuck'la konuştuk.<br />
<br />
Aileniz Rusya'dan ne zaman ABD'ye göçmüş?<br />
<br />
- 1978'de, ben iki yaşındayken. Annem bir kasapta, babam bir inşaatta çalışıyordu. 1970'lerin sonunda SSCB Yahudilerin ülkeyi terk etmesine izin vermişti. Babamın da ABD'de bir amcası vardı. Tası tarağı toplayıp onun yanına New Jersey'e geldik. Babam Sasha küçük bir içki dükkanı açtı. 14 yaşıma geldiğimde okuldan arta kalan zamanda kasada durmaya başladım. Sıkıldığımda babamın aldığı Wine Spectator dergisini okuyordum. Şarap dünyası çok ilgimi çekti. Ama hem yaşım tutmadığından, hem de dükkanda pek şarap bulunmadığından tadamıyordum. O yüzden dergiden öğrendiğim kadarıyla bir şarabın içinde bulunabilecek notaları tatmaya başladım. Odun, taş, toprak, garip garip meyveler, tütün... Şarap bilgim tamamiyle bu dergiden ve kendi deneyimlerimden oluştu. Ne bir kursa gittim, ne kimse bana bir şey öğretti.<br />
<br />
Bu küçük içki dükkanını nasıl New York'un en popüler şarap mekanı haline getirdiniz?<br />
<br />
-İşleri ele almam üniversiteyi bitirmemle başladı. Dört yıl önce dükkanın yıllık cirosu 4 milyon dolardı, şimdi 50 milyon dolar. Bu bir pazarlama başarısı. Önce dükkanın adını Wine Library olarak değiştirdim, şarap çeşitlerini artırdım.<br />
<br />
Bir anda New York Times'a koca koca ilanlar vermeye başlamışsınız.<br />
<br />
- Evet risk aldım. 2000'de kazandığımız paranın tamamını Wine Spectator ve New York Times'a ilan vermek için harcadım. Babam reklamlarla birlikte işlerin 14 ayda 3 milyondan 10 milyona fırladığını gördü ve tabii beni destekledi.<br />
<br />
BİLGİÇLİK TASLAMIYORUM KENDİ JARGONUM VAR<br />
<br />
Bu pazarlama yeteneğiniz nereden geliyor? Üniversitede ne okudunuz?<br />
<br />
- İşletme okudum ama pazarlama benim DNA'mda var. Küçükken limonata standı kurardım, beyzbol kartları satardım. Bir şeyi nasıl satacağımı bilerek doğdum ben, öğrenmedim.<br />
<br />
Neden Wine Library adlı dükkanınıza geliyor insanlar? Özel bir üzüm bağınız var mı?<br />
<br />
-Hayır. San Fransisco'daki bir merkezde şarap yaptırıyoruz ama Wine Library'nin New York'ta popüler olmasının sebebi bu değil. Dükkanımızda bulamayacağınız şarap yok. Binlerce şarap çeşidinin bulunduğu inanılmaz bir katalog sunuyoruz. Rakiplerimize göre çok daha fazla şarap uzmanı çalışıyor. Üç katlı dükkanda 130 kişi. Üç müşteriye yedi şarap satıcısı düşebiliyor. Fiyatları çok makul tutuyoruz. Hiç şubemiz yok ama internetten satış yapıyoruz.<br />
<br />
İnternette şarap programı yapma fikri nasıl doğdu?<br />
<br />
-Hayat internette yaşanıyor. 2006'ta fark ettim: Marka olmak istiyorsanız, müşterinizle aracısız iletişim kurmalısınız. Müşteriyi olaya dahil etmelisiniz, hayran kitleniz oluşmalı. Bunu da en iyi internette yaparsınız. Program bu fikirle doğdu.<br />
<br />
Nasıl bu kadar popüler oldunuz?<br />
<br />
- Çünkü asla kendini beğenmişlik taslamıyorum. Şarapla ilgili hiçbir şey bilmeyen ortalama birinin anlayacağı dilden konuşuyorum. Degüstatörlerin jargonunu kullanmıyorum, kendi jargonumu yarattım. Programlarım arkadaş arasında yapılan toplantılar gibi. Kimseyi eğitmeye çalışmıyorum.<br />
<br />
Ruslar şarabın değil de votkanın iyisini bilir derler. Bu konuda nasılsınız?<br />
<br />
- İşte ben "Ruslar sadece votkadan anlar" stereotipini değiştirdim. Elbette iyi votka nedir çok iyi bilirim ama benim işim kesinlikle şarap.<br />
<br />
ŞARAP STATÜ SEMBOLÜ DEĞİL ONU TAHTINDAN İNDİRDİM<br />
<br />
Şarap seçerken damağınıza güvenin diyorsunuz. Peki ya benim damağım ucuz şarabı beğeniyorsa ve yemek masasında rezil olursam...<br />
<br />
- Ah ah... İşte bu şarabın statü sembolü olmasıyla ilgili bir korku. Bir lokantada insanların son derece sıkıcı yemekler ısmarladığını ama ucuz şarap istemekten çekindiğini görüyorum. Ya rezil olursam korkusu başlıyor. Oysa ucuz şarabı beğeniyorsanız çok şanslısınız, az vererek mutlu olacaksınız demektir. Şarap artık statü sembolü değil. Ben onu tahttan indirdim. Şarap orta yaşlı zenginlerin içeceği de değil. Müşterilerimin çoğu 21-35 yaş arası gençler. Deli gibi şarap takip ediyorlar ve alıyorlar. Sektör onların sayesinde çok büyüdü.<br />
<br />
Bugünlerde kötü şarap bulmak zor diyorsunuz. Neden?<br />
<br />
- Çünkü teknoloji çok gelişti. Havayı önceden tahmin edebiliyorlar, damıtma ve filtre etme yöntemleri çok ilerledi. Kötü şarap için gerçekten uğraşmanız lazım.<br />
<br />
Favori şarabınız nedir? Şiraz? Cabernet? Pinot Noir?<br />
<br />
- Sürekli değişiyor. Bu aralar favorim Arjantin beyaz şarabı Torrontes. Bazı kişilerin "insanların ben sadece Fransız ya da İtalyan şarabı içerim" demesini anlamıyorum. Her yıl başka türlü lezzetler ortaya çıkıyor.<br />
<br />
Hiç Türk şarabı tattınız mı?<br />
<br />
- Geçen yıl tekneyle Türkiye kıyılarını gezdim ve çok güzel Türk şarapları tattım. Fakat ABD'de Türk şarabı bulmak çok zor. Buradan Türk şarapçılarına sesleniyorum, lütfen tatmam ve programımda tanıtmam için bana şarap gönderin!<br />
<br />
ELLEN VE CONAN'A DA TAŞ YALATTI<br />
<br />
Amerika'nın ünlü talk şovcuları Ellen Degeneres ve Conan O'Brien, Gary'yi şovlarına çağırdı. Gary bu programlarda onlara da kendi yaptığı gibi taş yalatıp çimen çiğnetti. Ellen ve Conan iyi şaraptan anlamak için ne gerekiyorsa yapacağız diyerek Gary'ye uydular.<br />
<br />
GARY'YE GÖRE ŞARAPLA İLGİLİ 10 YALAN<br />
<br />
1. Şarap ne kadar pahalıysa o kadar iyidir.<br />
<br />
Gerçek: Bir şarabı şişesine ödediğiniz parayla değerlendiremezsiniz. 8 dolarlık muhteşem Arjantin şarabı da tattım, 80 dolarlık bulaşık suyu da!<br />
<br />
2. Bilinen bağlar en güzel şarabı yapar.<br />
<br />
Gerçek: Hayatınızın şarabı dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi büyüklükte bir bağdan çıkmış olabilir.<br />
<br />
3. Kırmızı şarap beyaz şaraptan daha kompleks ve sofistikedir.<br />
<br />
Gerçek: Bunu ancak şarap snobları söyler. Dünyanın en iyi birkaç şarabı var ki, beyazdır.<br />
<br />
4. Meyvemsi şaraplar nebati notaları ağır basan şaraplardan iyidir.<br />
<br />
Gerçek: Bu, tamamen Amerikalıların uydurması. Çünkü Amerikalılar şeker takıntısı olan bir millet o yüzden meyvemsi tatlar onların daha çok hoşuna gider, bu kadar basit.<br />
<br />
5. Bira, ABD'de alkol piyasasında bir numaradır.<br />
<br />
Gerçek: Şarap, son beş yılda birayı sollayıp geçti.<br />
<br />
6. Uzmanlar tarafından önerilen şarapları alın.<br />
<br />
Gerçek: Sadece kendi damak tadınıza güvenin, hoşunuza gideni alın.<br />
<br />
7. Üzümlerin nasıl işlendiği, nerede yetiştiğinden daha önemlidir.<br />
<br />
Gerçek: Emlak sektöründe olduğu gibi şarapçılıkta da en önemli faktör lokasyondur. Bağın nerede olduğu, havası, suyu, toprağı her şeyden önemlidir.<br />
<br />
8. Eğer beğendiğiniz bir bağ ya da şarap markası bulduysanız ondan şaşmayın.<br />
<br />
Gerçek: Şarap teknolojisi her yıl ilerliyor. Hava ve toprak koşulları her yıl değişiyor. Aynı bağdan bir sonraki yıl tamamen farklı bir şarap çıkabilir. Farklı tatlar denemeyi sürdürün.<br />
<br />
9. Yirmili yaşlardaki gençler şarapla ilgilenmez.<br />
<br />
Gerçek: Son birkaç yılda 21-25 yaş arası gençler kafayı şarapla bozmaya başladı.<br />
<br />
10. Şampanya, şampanya adıyla satılmıyorsa uyduruktur.<br />
<br />
Gerçek: Prosecco, cava ve köpüklü şarap geleneksel şampanyaya göre daha ucuz olmasına rağmen gayet güzeldir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Gary Vaynerchuck, 32 yaşında Belarus asıllı bir Amerikalı. Belarus'tan göçen ailesinin New Jersey'de kurduğu mütevazı içki dükkanı onun popülerliği ve dáhiyane pazarlama önerileriyle son dört yılda 50 milyon dolarlık bir şarap şirketine dönüştü. Popülerliği her gün internette yayınladığı Thunder Show adlı programdan geliyor.<br />
<br />
2006'da başlayan, 20 dakikalık bu programda üç-dört şişe farklı şarap açıyor, kadehlere dolduruyor. Önce kokluyor, bir süre ağzında dolaştırdıktan sonra da önündeki demir kovaya tükürüyor. Kameraya dönüyor, bir degüstatörden asla duyamayacağınız yorumlar yapıyor. Örneğin "Bu şarap hayatınıza bir şimşek gibi çakacak!" Şimşek çaktırmak, Gary sözlüğünde bir şarap için söylenecek en iyi söz. Meyve tadı ağır basan şaraplara "meyve bombardımanı", meşe tadı ağır basan şaraplara "meşe canavarı" diyor. Ve eğer şarabı beğenmediyse "Bu ne be! Tadı tavuk gibi!" deyiveriyor. Vaynerchuck'ın bazen damak gücünü geliştirmek için dışarı çıkıp taş yaladığı ya da çimen çiğnediği bu şov günde 80 bin kişi tarafından izleniyor. İzleyiciler, kendilerini Varniacs (Vaynerchuck manyaklarının kısaltması) olarak adlandıran gençler. Şu anda ABD'de bir şarap starına dönüşen Vaynerchuck'la konuştuk.<br />
<br />
Aileniz Rusya'dan ne zaman ABD'ye göçmüş?<br />
<br />
- 1978'de, ben iki yaşındayken. Annem bir kasapta, babam bir inşaatta çalışıyordu. 1970'lerin sonunda SSCB Yahudilerin ülkeyi terk etmesine izin vermişti. Babamın da ABD'de bir amcası vardı. Tası tarağı toplayıp onun yanına New Jersey'e geldik. Babam Sasha küçük bir içki dükkanı açtı. 14 yaşıma geldiğimde okuldan arta kalan zamanda kasada durmaya başladım. Sıkıldığımda babamın aldığı Wine Spectator dergisini okuyordum. Şarap dünyası çok ilgimi çekti. Ama hem yaşım tutmadığından, hem de dükkanda pek şarap bulunmadığından tadamıyordum. O yüzden dergiden öğrendiğim kadarıyla bir şarabın içinde bulunabilecek notaları tatmaya başladım. Odun, taş, toprak, garip garip meyveler, tütün... Şarap bilgim tamamiyle bu dergiden ve kendi deneyimlerimden oluştu. Ne bir kursa gittim, ne kimse bana bir şey öğretti.<br />
<br />
Bu küçük içki dükkanını nasıl New York'un en popüler şarap mekanı haline getirdiniz?<br />
<br />
-İşleri ele almam üniversiteyi bitirmemle başladı. Dört yıl önce dükkanın yıllık cirosu 4 milyon dolardı, şimdi 50 milyon dolar. Bu bir pazarlama başarısı. Önce dükkanın adını Wine Library olarak değiştirdim, şarap çeşitlerini artırdım.<br />
<br />
Bir anda New York Times'a koca koca ilanlar vermeye başlamışsınız.<br />
<br />
- Evet risk aldım. 2000'de kazandığımız paranın tamamını Wine Spectator ve New York Times'a ilan vermek için harcadım. Babam reklamlarla birlikte işlerin 14 ayda 3 milyondan 10 milyona fırladığını gördü ve tabii beni destekledi.<br />
<br />
BİLGİÇLİK TASLAMIYORUM KENDİ JARGONUM VAR<br />
<br />
Bu pazarlama yeteneğiniz nereden geliyor? Üniversitede ne okudunuz?<br />
<br />
- İşletme okudum ama pazarlama benim DNA'mda var. Küçükken limonata standı kurardım, beyzbol kartları satardım. Bir şeyi nasıl satacağımı bilerek doğdum ben, öğrenmedim.<br />
<br />
Neden Wine Library adlı dükkanınıza geliyor insanlar? Özel bir üzüm bağınız var mı?<br />
<br />
-Hayır. San Fransisco'daki bir merkezde şarap yaptırıyoruz ama Wine Library'nin New York'ta popüler olmasının sebebi bu değil. Dükkanımızda bulamayacağınız şarap yok. Binlerce şarap çeşidinin bulunduğu inanılmaz bir katalog sunuyoruz. Rakiplerimize göre çok daha fazla şarap uzmanı çalışıyor. Üç katlı dükkanda 130 kişi. Üç müşteriye yedi şarap satıcısı düşebiliyor. Fiyatları çok makul tutuyoruz. Hiç şubemiz yok ama internetten satış yapıyoruz.<br />
<br />
İnternette şarap programı yapma fikri nasıl doğdu?<br />
<br />
-Hayat internette yaşanıyor. 2006'ta fark ettim: Marka olmak istiyorsanız, müşterinizle aracısız iletişim kurmalısınız. Müşteriyi olaya dahil etmelisiniz, hayran kitleniz oluşmalı. Bunu da en iyi internette yaparsınız. Program bu fikirle doğdu.<br />
<br />
Nasıl bu kadar popüler oldunuz?<br />
<br />
- Çünkü asla kendini beğenmişlik taslamıyorum. Şarapla ilgili hiçbir şey bilmeyen ortalama birinin anlayacağı dilden konuşuyorum. Degüstatörlerin jargonunu kullanmıyorum, kendi jargonumu yarattım. Programlarım arkadaş arasında yapılan toplantılar gibi. Kimseyi eğitmeye çalışmıyorum.<br />
<br />
Ruslar şarabın değil de votkanın iyisini bilir derler. Bu konuda nasılsınız?<br />
<br />
- İşte ben "Ruslar sadece votkadan anlar" stereotipini değiştirdim. Elbette iyi votka nedir çok iyi bilirim ama benim işim kesinlikle şarap.<br />
<br />
ŞARAP STATÜ SEMBOLÜ DEĞİL ONU TAHTINDAN İNDİRDİM<br />
<br />
Şarap seçerken damağınıza güvenin diyorsunuz. Peki ya benim damağım ucuz şarabı beğeniyorsa ve yemek masasında rezil olursam...<br />
<br />
- Ah ah... İşte bu şarabın statü sembolü olmasıyla ilgili bir korku. Bir lokantada insanların son derece sıkıcı yemekler ısmarladığını ama ucuz şarap istemekten çekindiğini görüyorum. Ya rezil olursam korkusu başlıyor. Oysa ucuz şarabı beğeniyorsanız çok şanslısınız, az vererek mutlu olacaksınız demektir. Şarap artık statü sembolü değil. Ben onu tahttan indirdim. Şarap orta yaşlı zenginlerin içeceği de değil. Müşterilerimin çoğu 21-35 yaş arası gençler. Deli gibi şarap takip ediyorlar ve alıyorlar. Sektör onların sayesinde çok büyüdü.<br />
<br />
Bugünlerde kötü şarap bulmak zor diyorsunuz. Neden?<br />
<br />
- Çünkü teknoloji çok gelişti. Havayı önceden tahmin edebiliyorlar, damıtma ve filtre etme yöntemleri çok ilerledi. Kötü şarap için gerçekten uğraşmanız lazım.<br />
<br />
Favori şarabınız nedir? Şiraz? Cabernet? Pinot Noir?<br />
<br />
- Sürekli değişiyor. Bu aralar favorim Arjantin beyaz şarabı Torrontes. Bazı kişilerin "insanların ben sadece Fransız ya da İtalyan şarabı içerim" demesini anlamıyorum. Her yıl başka türlü lezzetler ortaya çıkıyor.<br />
<br />
Hiç Türk şarabı tattınız mı?<br />
<br />
- Geçen yıl tekneyle Türkiye kıyılarını gezdim ve çok güzel Türk şarapları tattım. Fakat ABD'de Türk şarabı bulmak çok zor. Buradan Türk şarapçılarına sesleniyorum, lütfen tatmam ve programımda tanıtmam için bana şarap gönderin!<br />
<br />
ELLEN VE CONAN'A DA TAŞ YALATTI<br />
<br />
Amerika'nın ünlü talk şovcuları Ellen Degeneres ve Conan O'Brien, Gary'yi şovlarına çağırdı. Gary bu programlarda onlara da kendi yaptığı gibi taş yalatıp çimen çiğnetti. Ellen ve Conan iyi şaraptan anlamak için ne gerekiyorsa yapacağız diyerek Gary'ye uydular.<br />
<br />
GARY'YE GÖRE ŞARAPLA İLGİLİ 10 YALAN<br />
<br />
1. Şarap ne kadar pahalıysa o kadar iyidir.<br />
<br />
Gerçek: Bir şarabı şişesine ödediğiniz parayla değerlendiremezsiniz. 8 dolarlık muhteşem Arjantin şarabı da tattım, 80 dolarlık bulaşık suyu da!<br />
<br />
2. Bilinen bağlar en güzel şarabı yapar.<br />
<br />
Gerçek: Hayatınızın şarabı dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi büyüklükte bir bağdan çıkmış olabilir.<br />
<br />
3. Kırmızı şarap beyaz şaraptan daha kompleks ve sofistikedir.<br />
<br />
Gerçek: Bunu ancak şarap snobları söyler. Dünyanın en iyi birkaç şarabı var ki, beyazdır.<br />
<br />
4. Meyvemsi şaraplar nebati notaları ağır basan şaraplardan iyidir.<br />
<br />
Gerçek: Bu, tamamen Amerikalıların uydurması. Çünkü Amerikalılar şeker takıntısı olan bir millet o yüzden meyvemsi tatlar onların daha çok hoşuna gider, bu kadar basit.<br />
<br />
5. Bira, ABD'de alkol piyasasında bir numaradır.<br />
<br />
Gerçek: Şarap, son beş yılda birayı sollayıp geçti.<br />
<br />
6. Uzmanlar tarafından önerilen şarapları alın.<br />
<br />
Gerçek: Sadece kendi damak tadınıza güvenin, hoşunuza gideni alın.<br />
<br />
7. Üzümlerin nasıl işlendiği, nerede yetiştiğinden daha önemlidir.<br />
<br />
Gerçek: Emlak sektöründe olduğu gibi şarapçılıkta da en önemli faktör lokasyondur. Bağın nerede olduğu, havası, suyu, toprağı her şeyden önemlidir.<br />
<br />
8. Eğer beğendiğiniz bir bağ ya da şarap markası bulduysanız ondan şaşmayın.<br />
<br />
Gerçek: Şarap teknolojisi her yıl ilerliyor. Hava ve toprak koşulları her yıl değişiyor. Aynı bağdan bir sonraki yıl tamamen farklı bir şarap çıkabilir. Farklı tatlar denemeyi sürdürün.<br />
<br />
9. Yirmili yaşlardaki gençler şarapla ilgilenmez.<br />
<br />
Gerçek: Son birkaç yılda 21-25 yaş arası gençler kafayı şarapla bozmaya başladı.<br />
<br />
10. Şampanya, şampanya adıyla satılmıyorsa uyduruktur.<br />
<br />
Gerçek: Prosecco, cava ve köpüklü şarap geleneksel şampanyaya göre daha ucuz olmasına rağmen gayet güzeldir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kampanya Dönemi...]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=57</link>
			<pubDate>Thu, 14 Aug 2008 19:58:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=57</guid>
			<description><![CDATA[Malum üzümün şaraba dönüştügü zaman olan kampanya dönemi basladı baslıcak...stajda olanlar bu dönemin ilk defa yasıcak,mezunlar ise ilk iş yerlerinde bilgi ve tecrübelerine yenilerini katıcaklar...<br />
<br />
http://www.sarkoymyosarap.com olarak bütün arkdaslara keyifli ve kazasız-belasız kampanya dönemi diliyoruz....<br />
<br />
saygılar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Malum üzümün şaraba dönüştügü zaman olan kampanya dönemi basladı baslıcak...stajda olanlar bu dönemin ilk defa yasıcak,mezunlar ise ilk iş yerlerinde bilgi ve tecrübelerine yenilerini katıcaklar...<br />
<br />
http://www.sarkoymyosarap.com olarak bütün arkdaslara keyifli ve kazasız-belasız kampanya dönemi diliyoruz....<br />
<br />
saygılar]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elbetteki SATRANÇ...]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=56</link>
			<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 21:53:17 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=56</guid>
			<description><![CDATA[Nerden neresinden başlamasam karar veremiyorum.. Oyunun nasıl oynandığını mı anlatıyım yoksa kişiye olan inanılmaz yararlarını mı??? Anlatacak o kadar çok eşey var ki bu konu hakkında .. Sadece şunu diyim gerçekten de bu oyunu oynamayı bilmemek ve bu oyundan zevk almamak çok büyük bir eksiklik....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nerden neresinden başlamasam karar veremiyorum.. Oyunun nasıl oynandığını mı anlatıyım yoksa kişiye olan inanılmaz yararlarını mı??? Anlatacak o kadar çok eşey var ki bu konu hakkında .. Sadece şunu diyim gerçekten de bu oyunu oynamayı bilmemek ve bu oyundan zevk almamak çok büyük bir eksiklik....]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[şimdilik bunlar.. devamı gelecek..]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=55</link>
			<pubDate>Tue, 12 Aug 2008 22:31:17 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=55</guid>
			<description><![CDATA[boş zaman bulamıyorum arkadaşlar .. malum kampanya dönemindeyiz.. yoksa açıklıyacam size hepsini de... şimdilik burdan yararlanmaya çalışın... http://www.dellatoffola.it/ <br />
  yazılar burada ingilizce yada italyanca, anlamayabilirsiniz ama fotoğraflara bakmanız bile çok şey kazanmanız için yeterli olabilir.. ihmal etmeyin.. unutmayın bir anda herşeyi bilemezsiniz.. ne kadar yavaş öğrenirseniz o kadar ayrıntılı bilirsiniz anlarsınız çözersiniz... lafı çok uzattım kolay gelsin :D :D :D]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[boş zaman bulamıyorum arkadaşlar .. malum kampanya dönemindeyiz.. yoksa açıklıyacam size hepsini de... şimdilik burdan yararlanmaya çalışın... http://www.dellatoffola.it/ <br />
  yazılar burada ingilizce yada italyanca, anlamayabilirsiniz ama fotoğraflara bakmanız bile çok şey kazanmanız için yeterli olabilir.. ihmal etmeyin.. unutmayın bir anda herşeyi bilemezsiniz.. ne kadar yavaş öğrenirseniz o kadar ayrıntılı bilirsiniz anlarsınız çözersiniz... lafı çok uzattım kolay gelsin :D :D :D]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[okumanızı tavsiye ederim!!!]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=54</link>
			<pubDate>Tue, 12 Aug 2008 22:19:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=54</guid>
			<description><![CDATA[EMPATİ (Adam Fawer) <br />
ALLAH İLE ALDATMAK (Yaşar Nuri Öztürk)<br />
LEYLAK ZAMANI (Maeve Binchy)<br />
SON KONUŞMA (Randy Pausch)<br />
<br />
Doğruyu söylemek gerekirse arkadaşlar ben daha bu kitapları okumadım.. ama tavsiye edebilirim yine de... gerçekten de hepsinin çok iyi faydalı ve okuması zevkli, ilginç, heyecen verici, harika eğlenceli kitaplar olduğunu düşünüyorum..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[EMPATİ (Adam Fawer) <br />
ALLAH İLE ALDATMAK (Yaşar Nuri Öztürk)<br />
LEYLAK ZAMANI (Maeve Binchy)<br />
SON KONUŞMA (Randy Pausch)<br />
<br />
Doğruyu söylemek gerekirse arkadaşlar ben daha bu kitapları okumadım.. ama tavsiye edebilirim yine de... gerçekten de hepsinin çok iyi faydalı ve okuması zevkli, ilginç, heyecen verici, harika eğlenceli kitaplar olduğunu düşünüyorum..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AtatürkTen sonra bu günlere nasıl geldik(Cüneyt Arca yürek)]]></title>
			<link>http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=53</link>
			<pubDate>Tue, 12 Aug 2008 22:09:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sarkoymyosarap.com/forum/showthread.php?tid=53</guid>
			<description><![CDATA[Büyük önder Atatürk'ün ölümünün ardında bu günlere kadar yaşanan gerçekelr en ince ayrıntısı ile sunuluyor bu kitapta... bu kitabı okuduktan sonra şimdikilerin gizlemeye ve saklamaya çalıştıkları ve bunu amaçlayarak gerçek amaçlarına gizliden gizliye nasıl ilerlediklerini çok daha iyi anlayacaksınız..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Büyük önder Atatürk'ün ölümünün ardında bu günlere kadar yaşanan gerçekelr en ince ayrıntısı ile sunuluyor bu kitapta... bu kitabı okuduktan sonra şimdikilerin gizlemeye ve saklamaya çalıştıkları ve bunu amaçlayarak gerçek amaçlarına gizliden gizliye nasıl ilerlediklerini çok daha iyi anlayacaksınız..]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>